Doğanın sesiyle yoğrulmuş, rüzgârın taşıdığı eski bir ilahiden doğmuş gibi…
Salvaje, sıradan bir sandalye değil; ilkel bilgelikle modern zarafetin buluştuğu, vahşi ruhlu bir totemdir.Her kıvrımı, bir kabilenin savaş dansından izler taşır. Gövdesi doğaya sadık kalınarak yontulmuş gibidir; hiçbir çizgi tesadüf değildir. Ahşabın damarları, tıpkı eski bir kızılderili savaşçısının yüzündeki yaşanmışlık izleri gibi, her bakışta farklı bir hikâye fısıldar.
Salvaje'nin estetiği saldırgan değil, sarsıcıdır. Odağa yerleştiği anda mekânın dengesini değiştirir. Çünkü o, doğanın estetiğini taşıyan bir varlık, modern çağın içinde unutulmuş bir ritüelin hatırlatıcısıdır.Oturduğun anda hissettiğin şey yalnızca konfor değil; atalarının, toprağa çıplak ayakla basan insanların sesidir.
Salvaje, sadece oturmak için değil; teslim olmak içindir. Ona yaklaşırken şehirli yönünü kapıda bırakırsın. İçindeki vahşi ama bilge yanla yüzleşmeye davet eder seni. Çünkü o bir sandalye değil, bir dönüşüm alanıdır.